İnsanların hayat kalitesini
belirleyen, başkalarıyla girdikleri karşılıklı
etkileşimlerin kalitesidir. Çünkü çok az etkileşim
“nötr”dür. İnsanlar arası etkileşimlerin bütününe yakını
olumlu veya olumsuzdur. Bunların arkasındaki güçlü mesaj
ya “varsın - önemlisin” veya “yoksun –önemsizsin”
şeklindedir.
İnsan etkileşimlerinin nötr olmaması ve büyük bir
duygusal heyecan dozu taşımaması bunların önemsiz
oldukları anlamına gelmez örneğin, olumsuz etkileşimler
ve kişiye “yoksun – önemsizsin” mesajı verenler, onun
ölümüne neden olmaz. Ancak sigaranın sağlık üzerindeki
etkisi gibi yavaş ve derinden ilerleyerek, kişinin
özsaygısını zayıflatır, üretkenliğini azaltır ve yaşama
sevincini törpüler.
Her insanın görünmeyen bir kovası ve kepçesi vardır. Her
etkileşimde kepçemizle karşımızdakinin kovasına ya bir
damla koyarız, ya da bir damla boşaltırız. Kovası dolu
olan insanların kendilerine atfettikleri değer
yüksektir. Özgüvenli ve mutludurlar. Kovası boş olan
insanlar kendilerini değersiz, kötü ve mutsuz
hissederler.
Karşımızdaki insanın kovasını doldurmak, onlarda olumlu
duygular ve değerli oldukları duygusunu yaratmak, aynı
zamanda kendileri içinde olumlu duygular yaşamamıza ve
kovamızın dolmasına yol açar.
Kovaya damlayan her damla enerjiyi artırır, kişinin
duruşunu dikleştirir, iradesini güçlendirir, yolunu
aydınlatır. Kovadan alınan damlalar enerjimizi azaltır.
Her gün onlarca, yüzlerce defa bir tercihle karşı
karşıya kalıyor ve farkına varmadan çevremizdeki
insanların kovalarını ya dolduruyor ya da boşaltıyoruz.
Ancak fark etmesek de gerçekte boşalttığımız veya
doldurduğumuz kova kendimizin ki oluyor.
Dr. William E. Mayer Kuzey Kore Savaş Esiri Kamplarında
(POW) sağ çıkan 1000 kişiyi ayrıntılı olarak incelemiş
ve şunları saptamış:
• Kuzey Kore Savaş Esiri Kaplarında ölüm oranı %
38 ve ölümlerin büyük çoğunluğu, yaşamaktan vazgeçmekten
kaynaklanıyor. Bedensel ve zihinsel olarak bütünüyle
teslim olmak bir çok esirin battaniyesinin altına
büzülüp ölmeyi beklemesi sonucunu doğuruyor.
• Kaçma teşebbüsü yok
• Rütbeye itaatsizlik en üst düzeyde
• Birbirini ispiyonlama alışılmadık ölçüde fazla
• Döndükten sonra Gazi Dernekleri gibi
kuruluşlarda bir araya gelmekten kaçınma.
Mayer bu kamplardaki esirleri aşırı umutsuzluk
hastalığına tutulmuş olarak tanımlıyor. Beslenme ve
barınma koşullarının aksi olsa mücadele gücü duyacaklar
bir savaş esiri kamp koşulları için “normal” .düzeyde
olduğu görülüyor. Bu kamplarda dayak, işkence, kötü
muamele öne çıkan uygulamalar değil.
Bu kampların ortak özelliğinin insan ilişkilerinden
kaynaklanan duygusal desteği ortadan kaldırmak olduğu
anlaşılıyor. Bunu sağlamak için dört strateji
kullanılıyor.
• İspiyonlama
• Özeleştiri toplantıları aracılığı ile
saygınlığı
• Liderlere ve ülkeye sadakati yıkmak
• Olumlu duygusal desteğe neden olacak her türlü
bilgiyi saklamak
İspiyonlama için, sigara ve bisküvi gibi küçük ödüller
veriliyor ancak ispiyonlanana bir şey yapmıyorlar. Bu,
askerlerin birbirine yakınlaşmasını ve bağlanmasını
önlüyor. Özeleştiriyi sağlamak için 10-12 kişiden oluşan
gruplar önünde her askerin “hayatlarında yaptıkları
bütün kötü şeyleri ve yapmak istediği ancak başarısız
olduğu iyi şeyleri anlatması isteniyor” Mayer bu durumun
“psikoterapinin kokuşması” olarak tanımlıyor.
Böylece her asker, böyle bir toplantının amacı olan
hatasıyla yüzleşme, kabullenme, arınma ve grup desteği
ile üstesinden gelme yerine; grup önünde desteksiz
kalıyor ve saygınlığını kaybediyor.
İspiyonlama ve grup çatışmaları sonucu zayıflayan
bağların, üstlere itaatsizliğe dönüşmesi zor olmuyor.
Bunun sonucu üstlerin, astları ve grubu bir arada
tutacak ve hatalı davranışları önleyecek girişimleri
sonuçsuz kalıyor. Hastalananlar veya yaralananlar “her
koyun kendi bacağından asılır” mantığı ile kaderlerine
terk ediliyor.
Esirlerin kovalarını boşaltmanın en uç örneği,
evlerinden gelen iyi haber ve umut aşılayacak mektupları
tutulup, olumsuz haber veren mektupları hızla
sahiplerine ulaştırılması. (Eşin esirden boşanması ve
yeniden evlenme haberi, sevilen bir yakının kaybı ve
ödenmeyen faturalar ile ilgili ihbarnameler en hızlı bir
şekilde bu koşulları değiştiremeyecek olan esire
duyuruluyor) Böylece onları duygusal ve psikolojik
açıdan benzerine rastlanmamış bir tecrit durumuna itmiş
oluyorlar.
Don Clifton ve arkadaşları bu “noktadan harekete
geçtiler”. Olumsuz geliştirmeyle insanları yıkmak mümkün
olduğuna göre olumlu geliştirme ile onları güçlendirmek
ve ilham vererek mümkün olabilir araştırmasına ve
sorularına cevap aradılar. Şu soruyu sordular: olumlu
yaklaşım, olumsuz yaklaşımdan daha da güçlü olabilir mi?
KURUMLARDA KOVA DOLDURMA
Her ne kadar “kova doldurma” eylemi basit bir “takdir ve
onay” anlayışının ötesine geçerse de, 10 binden fazla iş
yerinde 30 dan fazla işkolunda yapılan araştırmalardan
çıkan sonuçlar düşündürücüdür.
Düzenli takdir olumlu ilginin bulunduğu iş ortamlarında
• Bireysel verimlilik artıyor
• Çalışanlar arasında bağlılık gelişiyor
• İş terki “azalıyor”
• Müşterilerin sadakati artıyor ve hizmet
memnuniyeti yükseliyor
• İş kazaları azalıyor ve iş güvenliği artıyor.
Olumlu duyguları paylaşma eğilimi olan iş liderlerinin
yönettiği ortamlarda şunlar görülüyor.
• Daha fazla iş tatmini
• Daha yüksek işe bağlılık
• Ekip performansında artış
• Daha olumlu bir duygusal iletişim
Kova doldurma, bir iş liderinin gizli silahıdır.
Örneğin, böyle bir genel müdürün yaptığı bir seyahatden
önce gideceği yerdeki çalışanlardan birine “senin
arkandan bir çok iyi şey konuşulduğunu duyuyorum” diye
yazmıştır.
VERİMLİLİĞİ ÖLDÜRMEK
ABD Çalışma Bakanlığı’na göre çalışanların iş yerini
terk etmelerinin birinci nedeni; “takdir” edilmedikleri
duygusunu yaşamalarıdır.
Sağlık çalışanları arasında yapılan bir araştırmada ise,
hoşlanmadıkları bir yöneticiyle çalışanların, kan
basınçlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. G.
Fioldun’a göre, kötü yöneticinin neden olduğu bu yüksek
tansiyon koroner kalp krizi riskini 6 ve inme (felç)
riskini 3 kat arttırmaktadır.
Verimlilik açısından bakıldığı zaman, kurumlar için
olumsuz duygu yaşayan ve olumsuz tutum içinde olan
çalışanların evde kalmasının, işe gelmelerinden daha
yararlı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu tür çalışanlar
işe geldiklerinde çevrelerindeki çalışanların da
verimliliğini olumsuz yönde etkilemektedirler.
Sürekli etrafta dolaşan ve her şeyden şikayet edip her
şeyi eleştiren bu kişiler sorun çıkarıcılar olarak,
çevrelerindeki havayı da zehirlemektedirler.
ABD verileri açısından bakıldığı zaman 22 milyon
çalışanın, iş yerleriyle duygusal bağları açısından en
son noktada olumsuz oldukları ve iş yerlerinden aktif
olarak kopuk oldukları anlaşılmaktadır. Bu sadece kurum
iklimiyle ilgili bir saptama değildir. Çünkü bu durumun
ülke ekonomisine maliyetinin 250 – 300 milyar dolar
arasında olduğu hesaplanmaktadır. Buna işyeri kazaları,
hastalık, işe devamsızlık, yolsuzluk gibi yan faktörler
de eklenince, zararın 1 trilyon dolara ulaştığı
düşünülebilir.
Kovaları boşalmış çalışanların sadece, daha az verimli
ve daha az karlı olduklarını düşünmek hatalı olur.
Bunlar aynı zamanda daha çok iş değiştiren, daha çok iş
kazasına neden olan ve yüksek müşteri
memnuniyetsizliğine yol açan çalışanlardır.
Bu tür çalışanlar müşterileri korkutur. Bir şirketin
müşterileri için işleri kolaylaştırmak ve yeni iş
potansiyeli yaratmak için kurduğu çağrı merkezi, kötü
personeli nedeniyle müşterileri kaçıran ve bir daha o
kurumla iş yapmamaya yemin ettiren birimlere dönüşür.
Çünkü böyle bir çağrı merkezinin teknik altyapısına
gösterilen özenin küçük bir kesiri, burada çalışacak
personelin işe uygun olarak seçilmesi, eğitilmesi ve
onları yönetecek kişilerin, çalışanların kovalarını
dolduracak biçimde hazırlanmalarına gösterilmemiştir.
TAKDİR EKSİKLİĞİ
Takdir eksikliği birçok iş yerinde en sık rastlanan
olgudur. ABD’de yapılan bir araştırma, geçen bir yılda
çalışanların % 65’inin yaptıkları iyi bir iş nedeniyle
takdir görmediklerini ortaya koymuştur. Diğer taraftan
fazla takdirden şikayet eden kimseye de rastlanmamıştır.
“Ayın elemanı” gibi biçimsel takdir programları bir çok
kurumda istenen sonucu vermekten uzak kalmıştır. Samimi
ve anlamlı takdirler, insanların kovasını doldurur ve
kurum içinde moralin yükselmesine ve olumlu duygu
ikliminin oluşmasına imkan verir.
OLUMSUZLUK KÜLTÜRÜ
Her 10 kişiden 9’u çevresinde olumlu insanların olmasını
istediğini ve bu tür kişilerle çalıştıklarında daha
verimli olduklarını söylüyor. Bu son derece anlaşılır
bir durumdur. Ancak üzerine düşünmek gerekir.
Bunu herkesin istemesine rağmen neden gerçekleşmediği.
Başta gelen sebep kültüre bağlıdır. Yetiştiğimiz kültür,
neyin doğru olduğunu söylemek yerine, neyin yanlış
olduğunu söylemeyi uygun buluyor. Çocukların iyiliğini
isteyen ana-baba ve öğretmenler yanlışları düzelterek,
doğrulara ulaşılacağına inanılıyor. Bu durum okul
sisteminde iyice pekiştiriliyor. Her çocuğun biricik
özelliklerini fark ederek, onları geliştirmek yerine,
her ders ve etkinlik alanında “iyi” veya hiç olmazsa
“orta” olmasına gayret ediliyor. Her çocuğun biricik
olan özel ilgi alanı veya yeteneğini geliştirmek yerine
onu müfredatın gerektirdiği ortalamaya getirmek üzere
köşeleri törpülenip, çocuğun kişiliği ve yetenekleri
“yuvarlatılıyor”
Anne babalar eve 4 ve 5 notlarla gelen bir karnedeki tek
bir 2’yi görünce ona odaklanarak konuşmaya başlıyor.
Öğrenme psikolojisi üzerine araştırmalar yapan Elizabath
Hurlock 1925 yılında 4 - 6 yaştaki çocukların övülme,
eleştirilme ve kayıtsız kalınma durumlarında verdikleri
tepkileri izlemiştir. Bu tepkileri alan çocukların 2,3,4
ve 5. gün sonraki performansları incelendiğinde
övülenlerin % 71 eleştirilenlerin % 19, tepkisiz
bırakılanların % 5 oranında ve geliştiği kontrol
grubunda ise bir değişiklik olmadığı görülmüştür.
Eleştirilenler ikinci günde övülenlerle aynı performansı
gösterse de (% 30) daha sonra düşüş göstermişlerdir.
Oysa övülenlerde artış önce hızlı, sonra yavaş olarak
devam etmektedir.
POZİTİF PSİKOLOJİNİN DOĞUŞU
Yakın zamanda yapılan araştırmalar olumsuz duyguların
sağlığa zararlı olduğunu ve hayatı kısalttığını ortaya
koymuştur. Olumsuz bir insanın bir iş yerindeki iklimini
zehirleyebileceği gibi, olumsuz duyguların ilişkileri,
aileleri dağıtabileceğini parlak bir mesleki geleceği
yıkabileceğini biliyoruz. Buna karşılık yeni
araştırmalar, olumlu duyguların yaşamak için, günlük
gıda kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.
Nobel ödüllü psikolog D. Kahneman’a göre her gün 20.000
karşılıklı etkileşim yaşıyoruz. Her etkileşim birkaç
saniye sürüyor ve her etkileşimde, “ya varsın önemlisin”
veya “yoksun önemsizsin” mesajı alıyoruz. “Nötr” olanlar
unutulsalar da, bizde iz bırakanlar olumlu veya olumsuz
olanlar. Çok geriye gidersek kendimize atfettiğimiz
değerin de, bu anlık etkileşimlerden kaynaklandığını
görürüz. Öz saygı ve benlik değerinin temelinde, hayatın
ilk yıllarındaki mesajların niteliği yatar.
SİHİRLİ ORAN
Pozitif Psikoloji alanında çalışmalar yapan John Gottman
1992 yılından başlayarak, yeni evlenmiş 700 çiftin kendi
aralarında yaptıkları görüşmeyi, laboratuarında 15
dakikalık bir süreyle kaydederek değerlendirmiştir. Bu
değerlendirmenin sonrasında her bir olumsuz mesaja
karşılık beş olumlu mesaj veren çiftlerin evliliklerinin
mutlu ve başarılı olduğunu, oranın 1:1’e yaklaştığı
durumlarda ise ilişkinin çatırdayarak boşanmaya
gittiğini öngörmüşlerdir. Gottman ve arkadaşları, 10
yıllık izleme sonunda, boşanacak çiftleri sadece 15
dakikalık izlemenin sonucuna dayanarak yaptıkları
değerlendirmede % 94 isabetle tahmin ettiklerini
görmüşlerdir.
Benzer bir durum iş yerleri için de geçerlidir. İş
ortamında da her bir olumsuz mesajın üç olumlu mesajla
desteklendiği çalışma gruplarının daha başarılı olduğu
oranın 1:3’ün altına düştüğü gruplarda ise verimliliğin
azaldığı bulunmuştur.
Fredricson ve Losada iş ortamında üst sınırın her bir
olumsuz mesaja karşılık 10 olduğunu bildirmişlerdir.
1:10 olduğunu buluyor.
Ancak hiç şüphesiz bu anlatılanlar, yanlışların
görmezden gelinmesi gerektiği, her türlü olumsuzluğa,
olumlu bakmak gerektiği anlamına gelmez. Çünkü olumlu
geri bildirim övgü ve takdirin mutlaka gerçek temellere
dayanması gerekir. “Yanlışı yakalama” kültürünün terk
edilerek insanlara doğru bir şey yaparken yakalamak
anlayışının yerleşmesi beklenir.
Sorunları görmezden gelmek, tehdit ve engelleri yok
sayarak, yaşanacak problemlerin ertelenmesine ve
büyüyerek karşımıza çıkmasına yol açar. Ancak takdirin
söz konusu olmayacağı olumsuz durumlarda da niyeti ve
gayreti takdir etmek, bu anlayışın uzantısıdır.
Olumsuz duyguların bağışıklık sistemini bastırarak,
kişiyi hastalanmaya daha açık hale getirdiği öteden beri
bilinir. Buna karşılık olumlu duyguların hastalık ve
ameliyatlardan sonra daha başka bir iyileşmeye yol
açtığı ve hatta yaşam süresini uzattığı araştırmalarla
ortaya konmuştur.
Araştırmacıla, 30 yıllık bir süre içinde Mayoa Clinic’de
hayat olaylarına iyimser yaklaşımın erken ölüm riskini
azalttığını bulmuşlardır. Benzer şekilde 180 yaşlı
Katolik rahibenin gençlik dönemlerinde tuttukları
günlüklerde “umut, sevgi, iyilik” gibi olumlu
kelimelerden yola çıkarak, bu kelimeleri
barındırmayanlara kıyasla, ortalama 10 yıl daha uzun
yaşadıkları görülmüştür. Yaşları 75-95 oranında değişen
bu rahibelerden olumlu duygu ifadesi az olan 25 tanesi
araştırma sırasında ölürken, olumlu duygu ifadeleri
taşıyanlarda ölüm sayısı 10 olmuştur.
Sigara içmenin erkeklerin hayatında 5.5, kadınlarda ise
7 yıllık bir kısalmaya neden olduğu düşünülürse, olumsuz
duyguların insan sağlığı ve hayatındaki etkilerinin çok
daha derin olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
BEDEN VE AKIL SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİLER
Olumlu duygular sadece hayat süresini uzatmakla kalmaz,
aynı zamanda doğal olarak akıl ve beden sağlığı üzerinde
de olumlu etkileri vardır. Harvard mezunları üzerine
yapılan bir araştırma, olumsuz olayları iyimser ve
kötümser olarak yorumlama biçiminin, gelecek on yıllar
içindeki hayat kalitesini etkilediğini ortaya koymuştur.
Gençlik döneminde iyimser olmak, hayatın sonraki
yıllarında daha sağlıklı bir gelecek sunmaktadır.
İyimserliğin, günlük sıradan soğuk algınlıklarına karşı
bile iyi bir koruyucu olduğu anlaşılmaktadır.
İyimserlerin kanlarında enfeksiyonla mücadelede etkili
olan T4 hücrelerinin sayısının daha farklı olduğu
bulunmuştur.
İyimserlerin bir yılda doktora gitme sayısının birden az
olmasına karşılık, kötümserlerin doktor ziyaret
ortalamasının 3,5 olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar,
olumlu duyguların sağlık giderlerini bile azaltacağını
ortaya koymaktadır.
Özetlemek gerekirse olumlu duygular beden direncini
arttırmakta, “iyilik” halinin doğuşuna yol açmaktadır.
Olumlu duyguları, bir lüks olarak değil, optimal düzeyde
yaşayabilmek ve çalışabilmek için temel gerekler olarak
görmek gerekir.
Frederickson, olumlu duyguların etkisini şöyle
özetlemektedir:
• Kişiyi olumsuz duyguların istenmeyen
etkilerinden korur
• Dayanıklılığı arttırır
• Düşünce mekanizmasını genişletir, düşünce ve
eylem için yeni yollar denemek üzere cesaretlendirir.
• Empati doğurur ve ön yargıları kırar
• Bireyler ve organizasyonlar için opti.....
işleyiş düzeyi oluşturur
• Zor zamanlarda kullanmak için bedensel,
zihinsel, sosyal ve psikolojik kaynak ve zemin oluşturur
• Liderin olumlu duygularını ortaya koymaları
durumunda ekibin genel performans düzeyini yükseltir.
KOVA DOLDURMANIN YOLLARI
• Kova boşaltmaktan vazgeç
• Doğruyu yakala
• Arkadaşlıkları güçlendir
• Beklenmeyen zamanlarda ver
• Altın kuralı tersine çevir
• Kova boşaltmaktan vazgeç
Hepimiz içinde yetiştiğimiz kültür tarafından yanlışları
yakalamak ve düzeltmek için programlanmış bulunuyoruz.
Önce bu alışkanlıktan kurtulmak gerekir. Bunun için de
çevrenizle kurduğunuz ilişkilerde, kendimizi
başkalarının kovasından bir şeyler alırken fark etmemiz
gerekir. Bunu gerçekleştirmenin bir yolu kayıt
tutmaktır. İlişkiye geçtiğimiz insanların kovasından bir
şeyler aldığımızın işareti; bakışlarının donuklaşması,
gözlerini sizden kaçırmaları ve uzun vadede de, bizimle
ilişkiye girmekten kaçınmalarıdır.
• Doğruyu yakala
Çocukların özsaygısını (kendilerine atfettikleri değeri)
yükseltmenin, eşinizin veya partnerinizin sizi sevmeye
devam etmesinin, iş ortamında aranan bir çalışan olmanın
veya heyecan veren bir iş lideri olmanın yolu; sanıldığı
gibi yanlışları yakalamaktan ve düzeltmekten değil
“doğruları yakalamak” tan ve ilişkiye geçtiklerimizin
kovasını doldurmaktan geçer.
Bir çok boşanmanın nedeni, eşlerin birbirine olumsuz
duygu doğuracak şeyler söylemesidir. Bunun sonucu,
olumsuzluğu duymamak için susma ve kaçınma davranışı
gelişir. Bu da evlilikleri sıkıcı kılar. Bir restoranda
aralarındaki iletişim yoğunluğuna bakarak, evli olanları
ve olmayanları kolayca ayırmak mümkündür.
Başkalarının kovalarını dolduran insanlar gerçekte kendi
kovalarını doldurur. Çünkü her ilişki döngüler üzerine
kurulur. Olumlu bir adım, olumlu bir karşılık; olumsuz
ise olumsuz bir karşılık doğurur ve bu yönde bir döngüye
neden olur.
Başka insanların kovalarını doldurmanın etkili
yollarından biri ”içi dolu teşekkür”’lerdir. Bu size
yapılan bir hizmete veya jeste “teşekkür ederim” demek
yerine, bu hareketin sizi nasıl etkilediğini ve sizde
doğan duyguyu içeren bir “ben” cümlesi kurmaktan geçer.
Eşin ütülediği bir gömlek için “teşekkür ederim” yerine
“dün çıkarttığım gömleği bugün dolapta bulmak giyinmemi
kolaylaştırdı, teşekkür ederim” demek daha etkilidir.
• Arkadaşlıkları güçlendir
Bir çok kişinin çalıştığı kurumda, çalışmaya devam
etmesinin nedeni, orada kurduğu arkadaşlıklardır.
Özellikle çalışılan iş yerinde, kişinin “en iyi
arkadaşım” diyebileceği birinin varlığı, o kuruma
bağlılığı artırmaktadır.
Psikolog Diener’e göre mutlu insanların en önemli
özelliği, sosyal ilişki kalitelerinin yüksek olmasıdır.
Yalnız ve arkadaşsız kişiler, genellikle aynı zamanda
mutsuzdurlar. Hayatınızdaki insanlara sizin için “hangi
nedenle önemli” olduklarını söyleyin. Bunu “zaten
bildiklerini” düşünmeyin. onları iyi dinleyin,
girişimlerinde cesaretlendirin ve destekleyin.
Çevrenizdeki insanlar doğru bir şey yaptıklarında buna
dikkat edin ve onların yanında veya arkalarından bunu
dile getirin. İlişkide olduğunuz insanların hayatlarıyla
ilgili bilgi edinin ve onlara bu yönde ilgi gösterin.
Karşınızdaki kişinin Sınava giren bir çocuğu ile veya
hasta olan anne ile ilgili sorular, insanlarla samimi
ilişki kurmak için uygun adımlar atılmasına imkan verir.
Böylece ilişki “merhaba” “ne haber” “haydi
allahaısmarladık” yüzeyselliğinden çıkar.
Bu basit adımları attığımızda, çevrenizde daha çok insan
toplandığını, daha çok aranan biri haline geldiğinizi
göreceksiniz.
• Beklenmeyen zamanlarda ver
Yapılan bir anket, insanların en çok beklenmedik zamanda
gelen hediyelerden etkilendiklerini ortaya koymuştur.
Bir hediyenin sürpriz olma özelliği çok kere, küçük bir
hediyenin olduğundan çok daha değerli algılanmasına yol
açmaktadır.( araştırmalar karşılıksız vermeyi ....)syf
17
Örneğin, lüks ürünler satan New York’taki Fifth Avenue,
küçük bir obje verdiklerinin devamlı müşteriye
dönüştüğünü görmüştür, küçük ve beklenmedik
“hediye”lerin mutlaka bir obje olması gerekmez. Bir
çalışana, güveni gösteren küçük bir ek sorumluluk vermek
de, çalışanın bağlılık ve motivasyonunu arttırmak
açısından büyük bir etki yapabilir. İş ortamında
kendileriyle birlikte, bir arkadaşlarını kahve ve çay
servisi yapmaları, ilişkide kredi hesabının
zenginleştiren kova doldurma eylemleridir (yollarıdır).
Doğum günü, evlenme yıldönümü, yılbaşı gibi belirli
zamanlarda verilen hediyelere sürpriz etkisini yaratmak
olan o hediyeye eşlik edecek, özel olarak yazılmış bir
karttır. Bu karta, o kişiyle ilişkinin sizin için neden
önemli olduğunu o kişinin sizin gözünüzdeki biricik
özelliklerini ve o günün sizin için özel anlamını içeren
satırların yazıldığı kart sizi o kişinin gözünde özel
bir konuma getirir. Beklenen ve sıradan bir hediyeyi,
çok özel ve anlamlı kılar. Emin olabilirsiniz ki, yıllar
geçer, hediye unutulur ve önemini kaybeder de, bu
kartlar saklanır ve hatırlanır.
• Altın kuralı tersine çevirin
Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen bir vardır. “Sana
nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de başkalarına öyle
davran”. Çok genel ölçüler içinde, sınırlı biçimde
geçerli olsa da, bu doğru bir yaklaşım değildir.
İnsanlarda iz bırakmanın yolu, genellemekten değil;
bireyleştirip, özelleştirmekten geçer. Her insanın özel
bir birey olduğunu düşünürsek, her birey için özel olanı
anlamak gerekir. Bunun için de dinlemek, gözlemek,
sormak ve ona göre davranmak gerekir.
Çocuklar söz konusu olduğunda ise özel ve biricik olanı
fark etmek, onların kişiliğini ve geleceğini
şekillendirir.
• Kova doldurma görüşmesi
► Hayatta konuşmaktan hoşlandığın şeyler,
ilgilerindendir?
► Seni en çok kimin takdir etmesi hoşuna gider?
Daha sonra sıralayacağın 3 kişi kimlerdir
► Ne şekilde takdir edilmek hoşuna gider?
(Örneğin, Yazılı olarak herkesin içinde, tek başına)
► Bu güne kadar gördüğün en iyi takdir neydi?
Başkalarının kovalarını doldurmaya özen gösterdiğinizde
neler olacak?
► İş ortamınız daha verimli ve eğlenceli olacak
► Daha çok arkadaşınız olacak
► Müşterileriniz ve birlikte iş yaptığınız
arkadaşlarınız daha çok tatmin olacak ve size daha çok
bağlanacak
► Evliliğiniz daha mutlu olacak
► Arkadaşlarınız ve ailenizle ilişkilerin daha
yakın olmasının tadını ıkartacaksınız.
► Uzun hayatınızı daha sağlıklı, mutlu ve huzurlu
yaşayacaksınız.
Olumlu etki testi
► Birine son 24 saat içinde yardım ettim.
► Başkalarına karşı çok nazik biriyim
► Olumlu insanlarla birlikte olmaktan hoşlanırım
► Son 24 saat içinde birisini övdüm(takdir ettim)
► Olumlu insanlarla birlikte olduğumda daha
verimli olurum.
► Son 24 saat içinde birisine, onu düşündüğümü
söyledim
► Gittiğim yerlerde insanlarla yakınlaşmak için
bir şey yaparım
► Takdir edildiğim zaman, başkalarını da takdir
etmek için istek duyarım
► Geçen hafta, birisinin hayat amaçları ve
tutkularını anlatmasına imkan verdim
► Mutsuz gözüken insanları güldürmekten
hoşlanırım
► Beraber çalıştığım arkadaşlarımın iyi
yaptıkları işlere dikkat ederim
► Karşılaştığım insanlara daima gülümserim
► İyi bir davranış gördüğüm her yerde bunu yapanı
överim
Bu sorulardan kaç tanesine “evet” diyorsunuz?
Eğer 13 sorudan, 9 tanesinden daha azına “evet”
dediyseniz, yukarıdaki sorular size ne yapmanız
gerektiği konusunda yol gösterecektir.
Prof. Dr. Acar Baltaş