Bütün insanlar hayatta başarılı
olmak ister ancak herkes başarılı olamaz. Son yıllardaki
en yaygın görüş, başarının yolunun herşeyden önce
“istemek”ten geçtiğidir. Motivasyon toplantılarında
konuşmacılar, kitaplarda yazarlar “önce iste” derler.
Bazılarına göre başarının veya mükemmelliğin yolu da,
modeli de bellidir. Bu yolu ve modeli izleyen herkes
başarılı olabilir. O halde neden bu kadar çok başarısız
insan var?
Hayatın “Sır”ı
Yakın zamanda, mesajını doğrulayan kapalı ve mühürlü bir
ambalaj içinde çıkan bir kitabın satış başarısı,
insanların basit formül ve reçetelere ne ölçüde ihtiyaç
duyduğunu bir kere daha ortaya koymuştur. “Sır” adını
taşıyan bu kitabı alarak kasada ödeme yapmak için
kuyruğa girenlerin iyi eğitimli ve ortanın üzerinde
varlıklı olduklarını görmek düşündürücüdür. Hiçbir
bilimsel temeli ve gerçekliği olmayan bir dizi laf
kalabalığını ciddiye alıp okuyacak bu insanlar,
yazılanların hayatlarında hangi derde deva, hangi
değişikliğe neden olacağına inanıyorlar acaba?
İnsan bedeninden yayılan enerjinin yarattığı çekimin,
insanı istediklerine yaklaştıracağı bir ölçüde geçerli
olabilir. Ancak hangi koşullarda ve ne ölçüde? Bu soruya
bilimsel temelde mükemmel bir cevap veren Yankı
Yazgan’ın satırlarına bakalım: Her elektrik akımının
olduğu yerde bir manyetik alan varsa, ki beyin hücreleri
arasında elektro kimyasal bir iletişim sistemi olduğu
bir “sır” değil, o zaman beynimizin de bir manyetik
alanı vardır. Bu alanın yaydığı “enerji”nin
kafatasımızın engelini aştıktan sonra geriye kalan kısmı
10-15 Tesla (oldukça zayıf) bir güçtedir. Dünyanın çekim
gücünün 10-5 Tesla olduğu göz önünde bulundurulduğunda,
beynimizin manyetik gücünün bir saç telini bile
etkileyemeyecek kadar zayıf olduğu anlaşılır (aradaki on
kat gibi görülen fark aslında çok çok büyüktür).
Üstelik, çekim gücünün zayıf olması bir yana, güç
kaynağından uzaklaştıkça, yani dibinde olmadıkça, çekim
kuvveti aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı
olarak düşer. Kısacası biz, olmayan bir çekim kuvvetinin
çekiminden söz ediyoruz. Benzer elektriksel yükler
birbirini iter. Düşüncenin beyin işleyişinde yarattığı
elektriksel yükü, içeriği ile aynı olmak zorunda değil.
Örneğin, uyarıcı bir beyin aktivitesi, durdurucu bir
hücreyi uyarıyorsa, net etkinin uyarma değil durdurma
olması gibi…
Başarı Nedir?
Çok genel bir yaklaşım getirecek olursak, toplum
tarafından başarının para, güç ve itibar sahibi olmak
olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu sayılanların hepsi
her zaman bir arada olmasa da en az iki tanesi birlikte
bulunur.
Ben bu yazıda başarıyı, “kişinin hayatta kendisine
koyduğu hedefe ulaşması” olarak kabul ediyorum. Bunun
bütün okurları içine alan bir tanım olduğuna inanıyorum.
İstemekle başarmak arasında sanıldığı gibi kuvvetli
değil, zayıf bir ilişki vardır. Hiç şüphesiz bütün
başaranlar isteyenler arasından çıkar. Ancak hepimiz
biliyoruz ki, “isteyen”lerin çok azı başarılı olur.
Başarılı olmak için, kişinin başarabileceği alanda veya
parkurda bir şeyi istiyor olması gerekir.
Başarıya ulaşmanın çeşitli bakış açılarına göre farklı
reçeteleri vardır. Bence başarıya üç temel adımla
ulaşılır: Birincisi doğru yöntem, ikincisi kararlılık,
üçüncüsü de disiplin. Geçmişte doğru yöntemi bulmak
zaman alırdı. Oysa günümüzde en karmaşık konuda bile,
bilgiye ulaşmanın kolaylığı nedeniyle, doğru yöntemi en
fazla iki gün içinde bulmak mümkündür. Esas sorun,
ikinci ve üçüncü basamaklardadır. Doğru yöntemi
uygulayacak kararlılığı göstermek, insanın canını
sıkacak birçok duruma göğüs germesini gerektirir. Çünkü
alıştığı davranışların dışına çıkacak olan kişinin bir
dizi başarısızlık ve bunun sonucu engellenme duygusu
yaşaması kaçınılmazdır. Çünkü konfor alanı dışında
kalmak ve bunu sürekli kılmak, birçok kişiyi başlangıçta
verdiği kararlardan caydırır ve vazgeçirir.
Disiplinli olmak da ayrı bir sorundur. Çünkü değişim
yolunda atılacak adımlar, çok kere bir ritüele (düzenli
eyleme) bağlıdır. Bu ritüelleri aksatmadan yerine
getirmek, beş vakit namazını hiçbir şartta aksatmayan
bir müminin kararlılığına ihtiyaç gösterir. Kabul etmek
gerekir ki bu sanıldığından güç bir iştir ve mutlak bir
adanmayı gerektirir.
İstediğini Elde Etmek
Başarıya nasıl ulaşılacağı konusunda insanların büyük
çoğunluğunun benimle aynı fikirde olmadığını biliyorum.
Çünkü Simon&Schuster Yayınevi The Secret (Sır)
kitabının Mayıs ayına kadar beş milyon sattığını ve
haftada 150.000 adet satmaya devam ettiğini, kitabın
DVD’sinin satışının 1.5 milyona ulaştığını bildirmiştir.
Ayrıca bu kitaptaki kurallara göre en iyi şekilde nasıl
yaşanacağı ile ilgili gruplar oluşturulduğu da verilen
bilgiler arasındadır.
Sır kitabında gerçekte büyük bir sır yok. Kitaptaki
temel ve tek mesaj “düşüncelerinizin evreni kontrol
ettiği”dir: “Çekim yasası gerçekten itaatkârdır.
İstediklerinizi düşünerek bütün kalbinizle bu
dileklerinizin üzerine odaklandığınızda size onları
mutlaka verecektir.” Lisa Nichols (sf:13).
Kitapta konu edilen bu “çekim yasası” uyarınca hayatta
hedeflerini gerçekleştirmek isteyenlerin bunun için
isteklerini “dışa vurmaları” yetmektedir. Bu, neredeyse
katalogdan sipariş vermek gibi bir durumdur ve
istediğini elde etmek için onu sipariş etmek yeterli
gibi gözükmektedir. “Yaşamınız avuçlarınızın
arasında. Şu an nerede olduğunuz, şimdiye kadar neler
yaşadığınız hiç önemli değil; bilinçli olarak
düşüncelerinizi değiştirmeye başlayabilir, hayatınızı
değiştirebilirsiniz. Umutsuz durum diye bir şey yoktur.
Yaşamınızdaki her türlü koşul değişebilir.” (sf:19)
“Bolluk içinde yaşadığını hayal etmek bolluğu çekmek
için yeterlidir.” Kitaptaki iddiaya göre bu, herkes
için her seferinde geçerlidir. Bundan yola çıkarak
eğitimi, çalışmayı, mücadeleyi bir yana bırakmak
gerektiğini söyleyebiliriz. Para, güç, güzel bir IPOD,
son model cep telefonu, sadece istemek gibi bir zahmete
girmemizin karşılığında sizin olabilir. “Seçtiğimiz
şey her ne olursa olsun, ona sahip olabiliriz. Hedefin
büyüklüğü hiç önemli değil. Nasıl bir evde yaşamak
isterdiniz? Milyarder olmak ister miydiniz? Nasıl bir
işiniz olsun? Daha başarılı olmak istiyor musunuz?
Gerçekten istediğiniz şey nedir?” John Assaraf
(İşadamı ve yatırım uzmanı) (sf:1)
Kitaptaki görüş, bir bölümü tarihteki önemli kişilerden
alıntılarla, bir bölümü de topluluk önünde yaldızlı
sözlerle dinleyicilere kendini iyi hissettiren
kişilerden yapılan alıntılarla desteklenmiş:
“İstediğiniz her şeyi elde edebilir, her şey
olabilirsiniz” Dr. Joe Vitale (İşadamı ve yatırım
uzmanı) (sf:1), “Zihninizde canlandırdığınızı,
ellerinizde de tutabilirsiniz.” Bob Proctor (sf:1),“Kendinizi
bolluk içinde yaşarken düşünün, bereketi kendinize
çekeceğinizi göreceksiniz. Bu kural herkes için her
zaman geçerlidir.” Bob Proctor (sf:12)Churcill
gibi hayatı mücadele içinde geçmiş birimin, söylediği
“İnsan kendi dünyasını kendi yaratır” sözünün, kitabın
yazarı Rhonda Byrne’nin anlatmaya çalıştığı ile ilgisi
olduğunu sanmıyorum.
Kitabın önemli bir bölümü insanların iki takıntısı
üzerine odaklanmış: Para ve kilo. Yazar, herkesin
istediği ölçüde para sahibi olacağı konusunda çok
iddialı. Çünkü bunu kendisi denemiş ve çok başarılı
olmuş. “Bir insanın parasının olmamasının tek sebebi,
paranın kendilerine gelmesini düşünceleriyle engelliyor
olmalarıdır. Her olumsuz düşünce his ve duygu, iyi
şeylerin size gelmesini engeller, para da buna dahildir.
Yeterince paranız yoksa bunun sebebi, paranın size
akmasını durdurmanız ve bunu düşünceleriniz aracılığıyla
yapmanızdır.” (sf:99)
Anlatılanlara benim gibi birçokları için inanması zor,
ancak kitabın gördüğü ilgiye bakılırsa birçoklarının
ikna olduğu muhakkak. Bu kitabı okuyanlar, artık
kendileri için de bolluk ve bereket ihtimali olduğunu,
kendilerine düşenin istemek, istediğini alacağına
inanmak ve kendini mutlu hissetmek olduğuna inanıyorlar
anlaşılan.
Benzer sipariş yöntemi kilo vermek için de geçerli.
Kitaba göre “bilinmesi gereken ilk şey, kendinizi
kilo vermeye odaklarsanız, daha fazla kilo vermenizi
engeller, bunu kendinizden uzaklaştırırsınız. Diyet
programlarının işe yaramamasının asıl sebebi budur.
Fazla kilolu olma durumunun da sizin düşünceleriniz
aracılığı ile yaratılmış olduğudur.” (s:58)
Yazar bu konuda da kendi deneyiminden yola çıkarak
güvence veriyor: “Ufak tefek bir yapım olmasına
rağmen 75 kiloydum. Bunun sebebi ise, “şişmanlık
düşüncelerine” sahip olmamdı. Aklınızdan mükemmel
düşünceler geçirirseniz, sonuç mükemmel bir vücut
ağırlığı olacaktır.” (s:59)
Ancak konu hassas ve ölçüye gelen bir kısmı olduğu için
bazı şeylere dikkat etmek gerekiyor: “Kaç kilo olmak
istediğiniz konusunda net olun. Beyninizde, sizin için
mükemmel olduğunu düşündüğünüz o kiloya ulaştığınızda,
bedeninizin görüntüsüne dair bir imge oluşturun.
Mükemmel kiloya ulaşacağınıza inanmalı ve zaten o kiloda
olduğunuzu düşünmelisiniz. Bunu imgeleyip öyleymiş gibi
davranmalı, inanıyormuş gibi yapmalısınız”. (s:60)
Madem istediklerini elde etmek bu kadar kolay, o halde
bunca insanın istenmeyen şeyler yaşamasının, başlarına
kötü şeyler gelmesinin nedeni ne olabilir? Byrne’e göre
bunun nedeni çok basit: “İyi olmayan düşünceler
hastalığa, fakirliğe ve mutsuzluğa neden oluyor.”
Sır kitabının yazarına göre insanların katliama
uğramalarının nedeni, yanlış düşünce biçimleri ya da
yanlış yerde bulunmalarıdır. Kanser olmaları da benzer
şekilde sağlıksız düşünce biçimlerinin sonucudur.
Kitapta verilen tavsiyeleri dinlerseniz, evrenin çağrı
merkezine dileklerini ilettikten sonra, hâlâ
istekleriniz size teslim edilmemişse, o zaman sanki
istekleriniz yerine getirilmiş gibi davranın: “Hayal
gücünüzü kullanarak sahip olmak istediğiniz paraya zaten
sahipmiş gibi yapmanız faydalı olacaktır.” Veya şu
şekilde devam edebilirsiniz: “Koşullarınızı değiştirmek
istiyorsanız, önce düşünme biçiminizi değiştirmelisiniz.
Posta kutusuna içinde fatura görme beklentisiyle her
bakışınızda, bilin bakalım ne olur? Fatura orada olur.
Her gün kendinize “Bugün de fatura gelecek mi?” diye
sorarak, bu düşünceyi onaylarsınız. Evet fatura gelir.
Neden? Çünkü fatura beklentisi içine girdiniz. Kendinize
bir iyilik yapın ve postadan bir çek almayı bekleyin”
Lisa Nıchols (sf:72)
Bize psikiyatri dersinde, olmayan şeyleri gören, duyan
ve hisseden insanların halüsinasyon içinde oldukları ve
normal kabul edilemeyecekleri öğretilmişti.
Karanlıktan Geçmeden Aydınlığa Ulaşılmaz
“Karanlıktan geçmeden aydınlığa ulaşılmaz.” Bir kitabı
okumak için gösterilecek sabır, karanlıktan geçmek
anlamına gelmez.
“İstersen başarırsın” yaklaşımı, motivasyonel kitap ve
konuşmacıların dışında; dershaneler ve özel eğitim
kurumlarının da sloganı ve vaadidir. Bu vaad, ülkenin
siyasi partileri tarafından da dile getirilir. Bu
vaatlerin hepsinin ortak noktası, az çaba ile hayal
edilen sonucu almaktır. Benzer şekilde, mümkünse hiç
çaba göstermeden, oturduğu yerden ve yediği konusunda
hiçbir sınırlama yapmadan kilo vermek, sadece netice
belirtilen cihaz veya kitabı alacak zahmeti göstermek,
yeterli gözükmektedir. Hiç şüphesiz bu beklenti kişiye
kısa bir süre umut verir. Ancak bir süre sonra yaşanan,
büyük bir hayal kırıklığıdır.
Motivasyonel bir konuşmacıyı dinledikten sonra,
dinleyiciler kendilerini iyi hissederler ancak birkaç
saat sonra neden iyi hissettiklerine kendileri de
şaşarlar. Siyasi partilerin vaatleri, “nedeni belli
olmaksızın kendisini toplumdan alacaklı hisseden”
kitlelerin ruhunda serin rüzgârlar estirir. Ancak
herhangi bir çaba göstermeksizin elde edileceklerin
beklentisi, bir dahaki seçimlerde hayal kırıklığı ve
topluma karşı öfke olarak geri döner.
Kolay başarı yollarının en ilgi uyandıranı, bundan 35
yıl kadar önce Bulgar bir bilim adamı tarafından ortaya
atılan “uykuda öğrenme” yöntemiydi. Özellikle uyuyarak
yabancı dil öğrenmek, birçokları tarafından mucizevi bir
keşif olarak görülmüş ve denenmişti. Bu girişimin
bilimsel araştırmacılarca ortaya çıkan sonucu “uykunun
bozulması”ndan başka bir şey değildi.
Tansandantal meditasyon topluluklarının ücretsiz olan
ilk tanıtım toplantısında, sunacakları yöntemin hem uyku
sorunu olan ve uykusunu derinleştirmek isteyen birisine;
hem de kısa bir süre sonra gireceği sınavlarda başarılı
olmak için yoğun bir şekilde ders çalışmak isteyen
birisine yarar sağlayacağı söyleniyordu. Birbiriyle
çelişen bu iki ihtiyaca aynı yöntemin yarar sağlaması
mümkün olmadığı halde katılımcıların buna inanmayı
tercih ettiği görülmektedir. Gerçekte bütün sorun bu
tercih noktasında toplanmaktadır. İnsanlar, başkaları
söz konusu olduğunda değerlendirecekleri tutarsızlık ve
saçmalıkları, kendileri söz konusu olduğunda
değerlendirmekten kaçınmaktadırlar. Nobel ödüllü
psikolog D. Kahneman’ın dediği gibi insanların büyük
çoğunluğu iyi şeylerin kendi başlarına geleceği
konusunda saf ancak bilimsel olarak kanıtlanmış bir
iyimserliğe sahipler.
Kimler Gerçekten Başarır?
İstemekle başarmak arasında zayıf bir ilişki olduğunu
söylemiştik. İsteyenlerin başarılı olması için,
başarabileceği alanda bir şey istemesi ve bütün
enerjisini o alana odaklaması gerekir. Uzun boylu,
fiziksel özellikleri elverişli bir gencin üst düzey
basketbol oyuncusu olabilmesi için bunu istemesi ve çok
çalışması yetmez; “gözler kapalıyken mekandaki konumunu
algılamasına imkân veren derin duygu reseptörleri”nin
(tıp dilinde bunlara propreseptif reseptör denir), özel
bir gelişmişliğine de ihtiyacı vardır. Eğer genç bu
fizyolojik özellikten yeterince nasibini almamışsa, ne
kadar isterse istesin ve ne kadar çalışırsa çalışsın,
üst düzeyde bir basketbolcu olamaz.
Benzeri hatalar eğitim sistemimizde de yaygın olarak
yapılmaktadır. Farklı yetenek ve yetkinlikteki
öğrencilerin hepsinin, bütün derslerden ortalamanın
üzerinde olması beklenir. Bu yetmezmiş gibi bir de
öğretmenler, rehberlik servisleri ve anne-babalar
tarafından örnek gösterilen sınıf arkadaşlarına
katlanmak zorunda kalırlar. Sınıftaki birkaç öğrenci
adıyla anılarak bu öğrencilere “bakın onlar yapıyor siz
neden yapamıyorsunuz”? “isterseniz siz de başarırsınız”
denir.
Başarmak için “istemek” önemlidir. Ancak istediğimiz
“şey”e ne kadar yatkın olduğumuzu bilmek büyük önem
taşır. Başarılı insanlar, “hayatta ellerinden gelen en
iyi şey ne ise, onu yapan” insanlardır ve bunu
yaptıkları zaman yorgunluk hissetmezler. Yorulsalar da
kolayca dinlenirler. Sizin istediğiniz böyle bir şey mi?
Şimdi kendinize sorun:
• Duyduğunuz isteğin geçici bir heves olmadığına emin
misiniz? Kararlılığınızın ne düzeyde olduğunu
değerlendirin.
• İstediğiniz şey para kazanmaksa; bu sonuç
girişimcilik, sebat, yaratıcılık, yöneticilik gibi çok
sayıda değişkenin birbiriyle karmaşık ilişkisinin
sonucudur. Siz bu tutum ve davranışları bugüne kadar ne
ölçüde ve hangi durumlarda gösterdiniz?
• Gösteremediyseniz bile, bu girişimlerinizden hangi
dersleri çıkarttınız?
• İlerleyeceğiniz yolda sizden beklenen yeni
davranışları göstermek için gereken disipline sahip
misiniz?
• Bugüne kadar disiplinle uygulanması gereken işlerden
ne sonuç aldınız?
• Aldığınız sonuçlardan memnun değilseniz, bundan ne
dersler çıkarttınız?
Yıllar Geçtikçe Kendimize Benzeriz
Yıllar geçtikçe kendimize benzeriz. Kişiliğimiz
değişmez, değişse zaten kişilik olmaz. Bu nedenle
istemekten yola çıkarak hiçbir sonuç elde
edemeyeceğinize inanın. Kolay yol her zaman
mayınlanmıştır. Başarının kestirme, başkalarının bildiği
ve sizin bilemediğiniz bir “sır”ı yoktur. Olsa olsa
deneyimlerden çıkmış, denenmiş ve anlaşılır şekilde
ifade edilmiş adımları olabilir. Bunların sizin
kişiliğinize ne kadar uyduğuna, ne ölçüde kararlı
olduğunuza bakın. Bu konuda emin olduğunuz ve gereken
disiplini göstermeyi göze aldığınız zaman güçlü
olduğunuz alanı hayata yansıtarak kendi başarı
hikayenizi yazabilecek ve sevdiklerinize anlatabilecek
duruma gelirsiniz.
Bu arada kitabı okuyarak istediklerini dile
getirdikleri halde, beklentileri henüz karşılanmamış
birçok kişi olabileceğini düşünüyorum. Bunun nedeni
büyük ihtimalle, yazarın “Sır”ından haberdar olan
milyonlarca kişinin, evrenin server’ını ve çağrı
merkezini çökertmiş olmasıdır. Belki de dileklerin
gerçekleşmemesinin başka bir nedeni vardır. Bunu,
Byrne’nin çeşitli alıntılar yaptığı Einstein’in
kitabında yer vermediği bir sözüyle açıklayabiliriz:
“İki şeyin sınırı yok: Evren ve insanların budalalığı.
Ben birincisinden emin değilim.”
Prof. Dr. Acar Baltaş