“Lider doğulur mu, yoksa olunur mu?” Tarih kadar eski bu
klasik sorunun doyurucu cevabını bulmak kolay değildir.
Çünkü liderliğin, zaman içinde değişen özellik ve
nitelikleri, bu soruya cevap vermeyi zorlaştırır. Etkili
liderliğin kültüre bağlı yönleri ve uygulama biçimleri
olmakla birlikte günümüzde her alanda en çok ihtiyaç
duyulan, en çok eksikliği hissedilen gerçek liderlik
iradelerini çevrelerine yayan insanlardır. Günümüzde
sadece politik alanda ve iş hayatında değil, sivil
toplum örgütleri ve spor kulüpleri dahil her türlü
kurumda gerçek liderlere ihtiyaç duyulmaktadır. Doğru
ölçütler belirlenmediği için de, liderlik eğitimi ya
lafta kalmakta, ya da verilen eğitim betimsel özellikler
taşımakta ve amacına ulaşmamaktadır.
Gerçek liderliğin içerdiği mücadele azmi, vizyon ve
idealler tarihin her döneminde ilham kaynağı olmuş ve
kitleleri harekete geçirerek çevrelerindekiler
tarafından izlenmelerini sağlamıştır. Örneğin Atatürk'ün
ülkenin en karanlık günlerinde gösterdiği iyimserlik,
kuvvetli bir karakter ve yılmadan çalışmak gibi eski
moda gibi gözüken değer ve özellikler hala geçerliliğini
sürdürmektedir.
Romalı bir esir olan Spartaküs'ün 70 kişiyle başlattığı
başkaldırı hareketi; 6 ay sonra 10 bin; bir yıl sonra da
100 bin kişiye ulaştı. Önceleri önemsenmeyen bu hareket
sonra İmparatorluğu tehdit eder duruma geldi. İlginç
olan Spartaküs'e sadece esirlerin değil, köylülerinde
katılmasıydı. Daha sonra Romalı bir asilin komutasındaki
güçler, Spartaküs'ün yardımcılarından birinin gücünü
bölmesinden de yararlanarak ve büyük güçlükle onu
yenmeyi başardı. Spartaküs'ü yenen o denemdeki Roma'nın
önemli bir şahsiyetiydi. Ancak bugün Crassus'un adını
hiç kimse hatırlamaz.Çünkü o kurnazlığı, fırsatçılığı,
çıkarcılığı, iki yüzlülüğü ve kaypaklığı temsil
ediyordu. Spartaküs'ün yaşadığı dönemde çevresinde
böylesine bir güç toplaması ve bugünde hatırlanmasının
nedeni sahip olduğu değerlerde yatıyor. Bu değerler,
eşitlik, adalet, özgürlük, paylaşma, kendinden çok
çevresindekileri düşünmekti.
Liderlik konusunda çağdaş ve güncel olduğu ileri sürülen
görülerde ve yeni kavramların icat edildiği
yaklaşımlarda göz ardı edilen şudur: Liderliğin zamandan
bağımsız ve hiçbir zaman modası geçmeyen özellikleri de
vardır. Bu nedenle hangi işle meşgul olursa olsun, hangi
konu ve kurumda yöneticilik veya liderlik yaparlarsa
yapsın, insanları etkileyerek yönetme sorumlulukları
taşıyanların tarih bilmeleri gerektiğine inanıyorum.
Çünkü tarih hem insanlar ve olaylarla, hem de aynı
zamanda sebep ve sonuçlarla ilgilidir. Bu nedenle ben
“tarih tekerrürden ibarettir” sözünün aşırı genelleme
olduğu için gerçeği temsil ettiğini düşünmüyorum. Çünkü
bu söz, olayların içinde meydana geldiği bağlamı büyük
ölçüde göz ardı etmektedir.
Tarih
bize birçok durumda nasıl davranılması ve davranılmaması
gerektiğini öğretir. Bu açıdan geçen yüzyılın başı dahil
olmak üzere, geçmiş dönemlerde liderliğin bugünkünden
daha zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü o dönemde kaynak,
kayıt ve bulgular bugünkü kadar ayrıntılı ve düzenli
değildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu öncesindeki 19
Mayıs 1919 – 29 Ekim 1923 arasındaki dönemi düşünürseniz
ortaya çıkan sonucun önceden kestirilmesinin ne kadar
imkansız olduğunu görürüz.
Böylesine önemli sonuçlarda, hiç şüphesiz şansın da rolü
vardır, ancak hiçbir başarı şansla açıklanamaz.
Biliyoruz ki sadece hazırlıklı olanlar şansın
kendilerine sunduğu fırsatlardan yararlanabilirler.
Örneğin Mustafa Kemal'in bindiği Bandırma Vapuru,
kuvvetli bir fırtınaya yakalanıp batabilirdi veya
Sakarya Savaşı sırasında Kocatepe'de cep saatine isabet
eden kurşun kalbine gelebilirdi.
Liderlik Çekirdeği
Askeri tarih yazarı Freeman geleceğin liderlerine “işini
bilmeyi, adam olmayı ve adamlarına sahip çıkmayı”
öğütlemiştir. Zamandan ve kültürden bağımsız liderliğin
belki de en yalın ve özlü tanımlarından biri bu ifade
içinde gizlidir.
“İşini bilmek”, çok okumak ve bilgi toplamak
değildir. Okuyarak edinilmiş bilgiler ancak soru
sorulunca cevap vermeye ve “akıl satmaya” yarar. Kitap
okuyarak bisiklete binmeyi veya gitar çalmayı öğrenmek
nasıl mümkün değilse. Öğrenilmiş bilginin değer taşıması
için de, işlenmesi, hazmedilmesi ve özgün bir yorumla
ortaya konması gerekir. Bir liderin, mutlaka. sahip
olması gereken, vizyon ancak bu şekilde oluşur.
İnsanları harekete geçirecek bir vizyona sahip olmak
için entelektüel ve zihinsel birikim, bu birikimi
yorumlayacak analitik zeka gerekir. Aksi takdirde ortaya
koyulan vizyon değil, illüzyon olur. Tarih bu tür
illüzyonların doğurduğu felaketlerle doludur.
“Adam olmak”, cinsiyetten bağımsız olarak kuvvetli
bir kişiliğe ve değer sistemine sahip olmak demektir. Bu
özelliklerin başında cesaret, kararlılık ve dayanıklılık
gelir. Bir liderin en önemli özelliği karar verme
becerisidir. Efsanevi satranç ustası Kasparov'a göre,
karar süreci her inanın parmak izi kadar özeldir.
Kararla ilgili yöntemler bir dereceye kadar
öğrenilebilir ancak “karar ve kararlılık” kişilikle çok
yakından ilişkilidir. Kararlılık, az bilgiyle ve baskı
altında doğruya en yakın kararı verebilmek demektir ve
bu nedenle önemli bir liderlik becerisidir. Kararları
ertelemek ve daha fazla bilgiye ihtiyaç duymak,
verilecek kararı(desicion) karar olmaktan çıkartır ve
meydana gelen duruma, tepki vermeye ( reaction)
dönüştürür ve halk arasındaki “araba devrildikten sonra
yol gösteren çok olur” deyişini akla getirir. Bu durumda
da “Atı alan çoktan Üsküdar'ı geçer”
Kendi
ihtirasları ile gözleri kamaşmış, kendilerini dünyanın
merkezi sayan, narsistlik, egosantrik liderler,
çevrelerindeki insanların cevherlerini ve güçlü
yönlerini göremezler. Bütün başarıyı kendilerine mal
ederler.
Bir
liderin bulunduğu pozisyonu doldurup dolduramayacağı
konusuna iki soru ışık tutabilir. Birincisi “işler iyi
gitmediği zaman bu insana güvenilir mi?”; ikincisi de “
bu pozisyona gelmeden önce bu kişiyle ilgili fikriniz
neydi?” Çünkü liderin çevresindeki veya onu izleyen bir
çok kişinin gözü, iktidar ışığından kamaşır ve
gerçekleri göremez hale gelir. “Şeyh uçmaz, müritleri
uçurur” bunun halk arasındaki ifadesidir.
Gerçek bir lider çevresine nitelikli insanları toplar,
2006 yılında katıldığım World Business Forum'da New
York'un efsanevi Belediye Başkanı Rudolph Guilliani,
uyguladığı altı liderlik ilkesinden birinin, “kendisinde
olmayan özelliklere sahip insanları yakın çevresine
almak” olduğunu söylemişti.
Çevresine kendisinden daha iyi eğitimli, yakışıklı, ince
zevkleri olan, hatta daha uzun boylu ve zeki kişileri
toplayarak onları yönetmek ve o insanların
potansiyellerini ortak amaç için performansa
dönüştürmek, gerçek bir olgunluktur.
“Adamına sahip çıkmak”, liderin çevresindeki
kişilere empati göstermesi, onlara gerçek ve samimi bir
ilgiyle yaklaşması ve onlara iyi davranması anlamına
gelir. Empati göstermek için, kişinin karşısındakini
kendisiyle eşit görmesi gerekir. Bu nedenle liderlik
pozisyonundaki kişilerin empatik olması ender rastlanan,
ancak bağlılık açısından büyük önem taşıyan bir
özelliktir.
Liderler için “vefa” önemlidir. Ancak büyük çoğunlukla
iktidarı ellerinde bulunduranlar “vefa” yı tek yönlü bir
yol olarak görür ve vefayı sadece çevrelerinden
beklerler.
Liderlerde en çok görülen eksiklik, dinleme ile
ilgilidir. Birçok liderin bu konuda zorluğu vardır.
Liderler anlamaktan çok anlatmaya, dinlemekten çok
konuşmaya eğilimlidirler. Kendilerine anlatılmak
istenilenleri bildiklerini düşünürler ve zamanları çok
dar olduğu için hemen sözü alarak, üstün fikirlerinden
çevrelerindeki kişileri nasiplendirme yolunu seçerler.
J.P. Sartre “Cehennem başkalarıdır” demiştir. Bu anlamda
da dinlemek, bir başkasına tahammül etmek demektir.
Oysa
iyi dinlemek, doğru soruları sormayı ve sonra da susmayı
gerektirir. Çünkü dinleme, insanların sadece
söylediklerini değil, söylemediklerini de anlamaya imkan
verir. Bunun yanı sıra etkin dinleme hem karşı tarafı
anlamayı mümkün kılar hemde ne yapılması ve ne
söylenmesi gerektiğini de ortaya çıkarır.
Bir
liderin kendisini koruması gereken en önemli duygu
“kibir”dir. Sükunet içinde, yalnız başına kalıp biraz
düşünen her insanın, “deryada zerre” olduğunu hissetmesi
zor değildir. Ancak iktidarın gücü ve kişinin kendini
aşırı önemsemesi, birçok liderin bindiği dalı kesmesine
yol açan, kibir duygusunu doğurur. Gerek Müslümanlıkta,
gerek Hıristiyanlıkta kibirin en büyük günahlar arasında
sayılmasının sebebi kişinin hem kendisi hem de çevresi
için yıkıcı sonuçlar vermesidir.
Lideri Tanımlayan Sıfatlar
|
■ inanılır
■ Adil
■ Dürüst
■ İleri görüşlü
■ Geleceği planlayan
■ Bilgili
■ Mükemmellik yönelimli
|
■ Olumlu
■ Dinamik
■ Anlam yaratan
■ Güven doğuran
■ Motive edici
■ Güvenilir
■ Koordinatör
■ Zeki
|
■ Kararlı
■ İyi pazarlık yapan
■ Uzlaştırıcı
■ İyi iletişim kuran
■ Ekip kuran
■ Yönetsel beceri sahibi.
|
Ancak
bütün kültürlerde insanların liderlerinde görmek
istemedikleri özellikler az sayıda ancak kötü liderliğin
özüne ışık tutucu niteliktedir. Bu özellikler şunlardır;
|
■ Asosyal
■ Yalnız
■ İşbirliğine yatkın olmayan
■ Gergin
|
■ Açık olmayan
■ Ben merkezci
■ Kaba
■ Diktatör
|
Bu
araştırmada bazı özelliklerin de kültüre bağlı olduğu
görülmüştür. Kültüre bağlı özellikler ise şunlardır;
|
■ Hırslı
■ Tedbirli
■ Tutkulu
■ Baskın
|
■ Bağımsız
■ Bireyci
■ Mantıklı
■ Düzenli
|
■ Samimi
■ Duyarlı
■ Dünya insanı
■ Resmi
|
Günümüzde askeri sistem içinde de liderliği güç
kullanmadan hayata geçirmek bir erdem sayılmaktadır.
Geçenlerde bir sohbet sırasında birlikte olduğum çok üst
rütbeli bir subay, omzundaki rütbeyi işaret ederek,
“Buna güvenerek komutanlık yapmak zorunda kaldığım gün,
emekliliğimi isterim” dedi.
İş
aleminde, bütün iş dünyasına örnek alınan bir kurum olan
Toyota'da, önemli bir yönetim ilkesi “gücün yokmuş gibi
yönet”dir. Güce değil, bilgiye ve olumlu ilişkilerden
kaynağını alan duygusal kredi hesabına dayanarak,
yönetmenin çok özlü bir ifadesi olan bu anlayış
Toyota'nın otomativ dünyasındaki özgün konumunu temsil
etmektedir.
Sonuç
Bir
liderin başarısındaki en belirleyici faktör güvendir.
Gerek uluslararası, gerek Türkiye'de yapılan
araştırmalar Türk kültürü içinde güven duygusunun zayıf
olduğunu ortaya koymuştur. Türk kültüründe kayıtsız
şartsız güvenin egemen olduğu tek yer ailedir. Bu
nedenle Türkiye'de liderlik yapacak olanlar yukarda
sıralanan zamandan bağımsız öğelerden koruyuculuk ve
adaleti kendi kişilikleriyle bütünleştirmeleri ve bu
özelliklerin canlı temsilcileri olarak algılanmaları
başarılarının teminatı olacaktır.
Prof. Dr. Acar Baltaş