Çalışma(Prof.Dr.Acar Baltaş’ın Değerlerle Kriz Yönetimi sunumu için tıklayınız)
İçinden geçmekte olduğumuz ekonomik kriz döneminde
kurumların en çok ihtiyaç duydukları özellik dayanıklılıktır. Dayanıklılıkla kastettiğim, bir
kurumu dıştan gelen darbelere uzun süre dayanabilmesi ve
belirsizliği tolere edebilmesidir.
Krizler ve uzun süren belirsizliğe dayanabilen
kurumların özellikleri şunlardır:
• Yüksek düzeyde çalışan bağlılığı
• Çalışanların inandıkları bir vizyonun varlığı
• Bütün çalışanlarca paylaşılan ortak bir değer sistemi
• Kurum için yenilikçiliği ve yaratıcılığı destekleyen
bir yönetim ikliminin varlığı
Kriz dönemleri bireysel kaygı ve endişelerin ağır
bastığı dönemler olduğu için çalışanların enerjisinin
kişisel kaygılara ve iş dışında konulara dağılarak boşa
harcanmaması gerekir.
Bir kurumda yukarıda sıraladığımız özelliklerin varlığı,
sadece direnç ve dayanıklılığı sağlamakla kalmaz, aynı
zamanda da, kurumun amaçlarına ulaşmasına .imkan verecek
büyük bir iç dayanışma oluşturur. Bir kurumun dış
dünyadaki zorluklarla mücadele edebilmesi için, her
şeyden önce iç dünyasında güçlü olması gerekir.
Dayanıklılık değerlerle sağlanır
Değerler yaşamak için kurallar ve kararlar için
pusuladır. Değerler belirli bir sonucu elde etmek için
izlenecek yol konusunda en derinde yatan inançlardır ve
davranışlarla dünyaya yansır.
Bir kurumun iç dünyasında güçlü olması demek değerlere
dayalı bir kültüre sahip olması demektir. Böyle bir
kurumda etkili bir liderin altında ona ve kurumun
misyonuna bağlı yöneticiler, işlerine ve kuruma adanmış
çalışanlar vardır.
Paylaşılan değerler güven oluşturur. Böylece ortak
paydayı oluşturan bir topluluğun meydana gelmesi mümkün
olur. Değerler uyum ve birlik sağlar ve böylece ortak
hedeflere hızlı ve etkili bir biçimde ulaşmak mümkün
olur. Bir kurumun gücü o kurumda çalışan bireylerin
paylaştıkları ortak değerlere olan bağlılıklarıyla
ölçülür. Eğer paylaşılan ortak değerler yoksa veya
insanlar birbirine ve kuruma aldırmaz ve birbirlerinin
ve kurumun sorunlarına kayıtsız olurlar.
İç dünyasında güçlü olan bir kurumda çalışanlar
enerjilerini insan ilişkilerinden kaynaklanan
gerginlikleri çözmeye veya kendi yarattıkları sorunlarla
uğraşmaya ayırmazlar. Çünkü bu davranışlar kurum
kültüründe zamanla oluşmuş olan ve kurumun
potansiyelinin sınırlanmasına ve engellenmesine yol açan
alışkanlıklardan kaynaklanır. Bunlar; bürokrasi, iç
çekişme, suçlama, kısa dönemli odak, sorumluluktan
kaçınma, bölüm çıkarlarını koruma, dedikodu vb’dir. Buna
kültürel entropi denir.
Bu dönem her kurumun ekonomik durumunu özenle
değerlendirmesi gereken bir dönemdir. Bunun için çok
gerekli olmayan masrafları kısmak ve esas iş koluyla
uyumlu, yeni gelir kaynakları araştırmayı gerektirir.
Kriz dönemlerinde en sakıncalı uygulama, harcamaları
azaltmak için insanları işten çıkartmaktır. Bu durum
kurumun, entelektüel sermayesinin ziyan olmasına ve bu
döneme kadar kurumsal bağlılık ve insan kaynakları
politikalarına yapılan yatırımın boşa gitmesine neden
olur.
Bu tür tedbirlerin sonucu, çalışanların
motivasyonlarının düşmesi, zamanlarını dedikodu, kaygı
ve kuruma ve yöneticilerine karşı kızgınlık yüklü
konuşmalar yaparak geçirmelerine neden olur. Oysa dış
dünyadan kaynaklanan tehdidin artığı böyle zamanlarda
beklenen, çalışanların enerji ve yaratıcılıklarını en
üst düzeyde işe koymalarıdır.
Ekonominin daraldığı ve işlerin iyi gitmediği zamanlarda
müşteriler de, çalışanlar da gelecekleriyle ilgili
endişe duyarlar. Bu endişeleri azaltmanın yolu, açık
olmaktan geçer. Çalışanları, kurumun durumu ve
ekonomideki gelişmelerin muhtemel etkileri konusunda,
ümitsizlik ve karamsarlık yaratmadan bilgilendirmek
gerekir. Çünkü doğa, boşluk kabul etmez. Bir Kızılderili
atasözü, “boşluk şeytan tarafından doldurulur.” der.
Kurumsal hayatta da, bilgi eksikliğinde ortama en
karamsar ve kaygılı olanın duygusu “gerçek”miş gibi
yansır. Bu nedenle, çalışanların kaygılarının
yatıştırılması için iletişimin sürdürülmesi gerekir.
Liderlik sınavı
Böyle zamanlarda üst düzey yöneticilerin ve patronların
sükunetlerini koruması, onların kişiliklerinin gücünü
gösterir. İşlerin zora girdiği, kurumun ekonomik olarak
zorlandığı ve yöneticilerin hedeflerine ulaşmalarının
güçleştiği durumlarda üst yönetimin kontrolü artar ve
mikro yönetim anlayışı ağır basar. Bunun sonucunda kurum
çalışanları arasında, birbirlerini ve yöneticilerini
suçlama ve iç çekişmeler artar. Oysa kriz süreci,
çalışanların sorumluluk alması ve enerjilerini en üst
düzeyde işe yansıtması gereken bir süreçtir.
Dış dünyadan kaynaklanan güçlükler nedeniyle işin
yavaşladığı böyle bir kriz dönemi, vizyon, misyon ve
stratejilerin yeniden gözden geçirilmesi için ideal bir
dönemdir.
Kurumun misyonunun topluma ve müşterilere ne kattığının
çalışanlar tarafından bilinmesini sağlamak önemlidir.
Böylece kurumun sadece para kazanmak ve yılbaşında
sayısal olarak verilmiş hedeflere ulaşmayı aşan bir
farkındalık yaratmak mümkün olur.
İşlerin zorlaştığı ve dış dünyadan kaynaklanan
baskıların arttığı ve önemli kararlar almanın gerekli
olduğu dönemler, yöneticiler için bir test ve sınav
zamanıdır. Değerlerinde “insan saygı” veya “saygı” olan
bir kurumun, müşterileri ve çalışanlarıyla ilişkilerinde
bu ilkeye uygun davranması beklenir. Bunun sonucunda
ekip çalışması güçlenir, çalışanlar daha fazla
sorumluluk almaları için yetkilendirir ve çok sık söz
edilen ama beklenen etkiyi yapmayan, “hepimiz aynı
gemideyiz” sözü klişe olmaktan çıkar, insanların
davranışlarına yön veren bir inanca dönüşür.
Sonuç
Ortak heyecan, insanları birbirine yaklaştırır. İçinden
geçtiğimiz ve 2009 yılında en az bir yıl devam edeceği
anlaşılan kriz döneminde liderlik özelliğini gerçekten
taşıyan yöneticiler, bu kriz dönemini çalışanların
birbirlerine ve kuruma bağlılığı için bir fırsat olarak
kullanma becerisini göstereceklerdir. Bunun için, işten
çıkartmaların en son çare olarak düşünülmesi ve böyle
bir adım atılacaksa da, bunun iç ve dış iletişiminin çok
etkili bir şekilde yapılması gerekir. İnsan sayısı
üzerinden azaltma yaparak tasarrufa gitmek, hızlı,
kolay, ucuz ve dolayısıyla da yanlış bir çözümdür. Bu
çözüm kurumun daha sonra, çalışan bağlılığı ve
adanmışlığı yönünde karşılaşacağı daha büyük sorunların
temelini oluşturacaktır.
Kriz dönemlerinde kurumların ihtiyaç duyduğu değerler ve
bunların hayata yansımasını izleyeceğimiz davranışlar
şunlardır:
1) Ekip çalışması
a. Sonuçlara katkı
b. Olumlu ve olumsuz sonuçlarla ilgili sorumluluk
c. Fikirlere saygı
d. Dinleme
e. Geribildirim alma
f. İhtiyaç duyana yardım etme
2) Güven
a. Açıklık, samimiyet
b. Saygı, adil davranmak
3) Hesap verme
a. Davranışların sorumluluğunu alma
b. Hatalarını kabul etme ve bunları düzeltme için
girişimde bulunma
c. Sözünü tutma
Prof. Dr. Acar Baltaş