HAYALLERİNİZİN DEĞİL
GERÇEKLERİN PEŞİNDEN KOŞUN
Psikoloji bilmeyen ve psikoloji üzerinden para ve ün
kazanmaya çalışanların, kullanıma soktukları sahte
mesajlardan biri “hayallerin peşinden gitmek”tir. Bu
kişilere göre, başarılı insanların hepsi işe önce hayal
ederek başlamışlardır. Kişi hayalinden vazgeçmez ve çok
çalışırsa mutlaka hedefine ulaşır.
Bunun için bağlamından kopartılmış bazı özdeyişler temel
mesajı güçlendirir. Örneğin; “Kişinin dışındaki
engeller, içindekilerle karşılaştırıldığında hiç kalır”
gibi bir cümle aynı zamanda zihin açıcı bir işlev görür.
Bu durumda bütün yapılması gereken, kişinin cesaretini
toplayıp korkularından kurtulmasıdır. Böylece, “kendiniz
sandığınız kişiden kurtulur”, gerçek kişiliğinizi ortaya
çıkartır ve hayallerinize ulaşabilirsiniz.
Başarılı kişilerle ilgili örnekler de “istemek” ve
“hayaller peşinden gitmek” gerektiği mesajını
güçlendirir. Bakın “şu kişi” “nasıl imkansız gibi
görünen” “bu işi” başardı. O başardığına göre siz neden
başarmayasınız ki ? Çünkü bu hayal tacirlerine göre,
başarının bir modeli vardır ve bu modeli izleyen herkes
başarılı olabilir.
BARNUM ETKİSİ
Gerçekten de verilen örneklere ve anlatılan hikâyelere
bakınca bunlar akla yakın gelebilir. Ancak bu çok temel
bir yanılgıdır ve psikolojide buna “Barnum etkisi”
denir. Barnum 19.yy’ın ikinci yarısında ABD’de yaşamış
bir sirk animatörüdür. Bugün de devam eden bir sirk
imparatorluğunun kurucusudur. Barnum, yaptığı
çığırtkanlıkla, insanların, algısını saptırarak olanı
değil, göstermek istediğini görmelerini sağlamış ve bu
şekilde ünlenip, zengin olmuştur. Astrolojinin kişilik
tanımlamaları da böyledir. “Maddi imkânlarımız elverse,
dostlarınıza pahallı hediyeler almaktan hoşlanırsınız”,
“Sizinle ilk tanışan insanlar, başlangıçta sizi soğuk ve
mesafeli bulsa da, yakından tanıdıklarında fikirlerini
değiştirirler.” Bu ve benzeri ifadeler büyük çoğunluk
tarafından onaylanır. Çünkü gerçeğin bir bölümünün hoşa
gitmesi, diğer bölümü kabullenmeyi kolaylaştırır.
İçindeki engelleri aşıp, korkularını yenen kişinin
başarılı olduğu mesajıyla iyimserleşen ve yumuşayan
kişi, mesajın kendisine inanmaya hazır hale gelir. “Bu
potansiyel başkasında varsa, bende neden olmasın?” diye
düşünür. Bir de buna nereden çıktığı belli olmayan
“beynimizin %3’ünü veya %5’ini kullanıyoruz” saçmalığı
eklenince, kişi kendi destanını yazacağına inanmaya
hazır hale gelir.
Bu yalanlara en çok muhatap olanlar giriş sınavlarına
hazırlanan öğrenciler ve hayatlarından memnun
olmadıkları için bir değişim yapmaya hazırlananlardır.
Bu noktada atılması gereken, birkaç adım vardır. Önce
inanmak, sonra, zayıf yönlerini bulup onları
düzeltmektir. Bu yaklaşımların geçerli olabilmesi, bütün
insanların aynı potansiyele sahip olması gibi, akıl ve
gerçek dışı bir kabule (varsayıma) bağlıdır.
AZMİN SINIRI
Bütün insanlar, kişilik ve yetenekleriyle farklılık
gösterir. Yeteneğinizin olmadığı ve kişiliğinize uymayan
bir alanda çaba göstermenin tek sonucu hayal
kırıklığıdır. Azim ve kararlılık başarı için çok önemli
iki öğedir. Ancak bunlar yeni bir bilgi ve beceri
öğrenmek için insana yardımcı olur. Federer ve Nadal’ın
oynadıkları bir tenis maçını seyredenler bu sporların
performansın azim, kararlılık ve çok çalışarak
gerçekleşemeyeceğini bilirler. Azmin ve kararlılığın işe
yaraması için kişinin yeteneğinin olduğu bir alanda
gösterilmesi gerekir. Eğer kişi yatkınlığının olmadığı
bir alanda çaba harcıyorsa, bunun sonucu derin bir
yetersizlik ve suçluluk duygusudur.
Günümüzde bir çok anne –baba, öğretmen, okul rehberlik uzmanı, temel psikoloji bilgisinden yoksun İK
uzmanı ve yönetici bir illüzyon peşindedir.
Çocuklarının, öğrencilerinin veya çalışanlarının eksik
ve zayıf yönlerini düzeltirlerse, karşılarındaki kişiyi
mükemmel bir insan yapabileceklerine inanırlar. Bu
anlayışın uzantısı olarak İK uzmanları çalışanların
“gelişim alan”larını saptamaya yönelik performans
sistemleri geliştirirler.
YANILGININ KAYNAĞI
Bütün bu iyi niyetli çabaların iki temel sebebi vardır.
Birincisi, “hayallerin peşinden gidilir ve kuvvetle
istenirse” bunları gerçekleştirmenin mümkün olduğu
yanılgısıdır. İkincisi, bu kişiler bilgi, beceri ve
yetenek arasındaki farkı bilmezler.
Üç tür bilgi vardır. Birinci tür bilgi, kişinin
bilincinde olduğu malzemedir ve veriye dayanır. Bir
satıcı için ürünün özellik ve yararları, bu tür bir
bilgilendirmedir; kolayca öğretilebilir ve
öğrenilebilir. İkinci tür bilgi, deneyime dayanır ve
soyuttur. Bu daha zor aktarılan bir bilgidir. Üçüncü
grupta yer alan bilgi, kişinin kendisi ile ilgili
bilgidir. Kişisel farkındalığı içeren bu bilgiyi
öğrenmek için geribildirime ihtiyaç vardır.
Beceri, “nasıl?” sorusunun cevabıdır ve aktarılabilir.
Bir yönetici asistanı için farklı amaçlı bilgisayar
programlarını kullanmak, bir hemşire için acı vermeden
iğne yapmak bu gruba girer.
Yetenek ise bireyin sahip olduğu tekrar eden düşünce,
davranış ve duygularının özellikleridir. Kişiliğin
önemli bir parçasıdır ve doğuştan gelen yatkınlıklar
üzerine hayatın ilk yıllarında gelişir.
Bunlar arasındaki farkı yukarıda yazdığımız açıklıkta
bilmeseler bile, duyarlı anne-babalar, çocuklarını kendi
hayallerindeki mükemmel(ideal) çocuğa dönüştürmeye
çalışmazlar. Onları oldukları gibi kabul eder ve ilgi
duydukları alanda gelişimlerini desteklerler.
İşinin ehli öğretmen ve rehberlik uzmanları, her bir
öğrencideki farklı ve biricik olanı fark etmeye çalışır
ve onu etkili olduğu yönde gelişmek için teşvik eder.
Sıradan yöneticiler genelleyerek yönetirken, iz bırakan
yöneticiler her çalışanın güçlü yönüne odaklanır ve onun
ekibe güçlü yönleri ile katkıda bulunmasını sağlar.
Böylece özelleştirerek yöneticiler, bunun için de her
çalışanına zaman ayırır, hayatındaki başarılarından ve
aldığı övgü ve ödüllerden haberdar olur. Onu neyin
harekete geçirdiğini öğrenir ve böylece gelecekte nasıl
motive edeceğini bilir.
Duyarlı anne-babalar, işinin ehli öğretmen ve rehberlik
uzmanları, psikolojinin temel ilkelerini bilen İK
uzmanları ve iz bırakan yöneticiler bahçıvana benzerler.
İşinin ehli bir bahçıvan, bahçesinde her bitkinin farklı
olduğunu bilir ve her birine ihtiyaç duyduğu kadar nem,
su, ışık ve güneş verir, gerektiği yerde budar,
gerektiği yerde de destek bağlar. Bir gülün ortanca gibi
olmasını; Japon manolyasının, kamelyaya benzemesini
beklemez. Her bitkiyi yetişebileceği en üst sınıra kadar
geliştirmek için çaba harcar.
Bu noktada İK uzmanlarına (çalışanlarına) üç önemli
görev düşmektedir. Bunlardan birincisi; bir çalışanda
nelerin değiştirilip, nelerin değiştirilemeyeceğini
bilmektir. İkincisi, aynı kişiden birbiriyle çelişen
beklentiler içeren performans değerlendirme kriteri
önermemektir. Örneğin, bazı performans sistemlerinde
çalışandan hem girişken ve hızlı olmayı gerektiren
davranışlar, hem dikkatli ve tedbirli olmayı gerektiren
kavramlar beklenir. Bunlar kişilik psikolojisi açısından
bir kişide bulunması mümkün olmayan özelliklerdir.
Üçüncüsü de, performans değerlendirme sistemlerinin esas
işi bu olmayan yöneticilerin uygulayacağı basitliğe
indirmektir. Çalışanları geliştirmeye yönelik eğitim
programlarının ölçülmesi ve izlenmesi gerekir. Ancak bu
koşullar gerçekleştirildiği takdirde iş hayatı için
beklenen davranış değişikliğini doğurmak mümkün olur.
Sonuç
Başarmak için hayal etmek ve istemek önemlidir. Azim ve
kararlılık önemlidir. Ancak hayallerinin hayata geçmesi,
yeteneğinin olduğu alana odaklanmakla mümkündür. Çünkü
böyle olduğu zaman kişi başarmak için gereken disiplini
gösterir ve aldığı olumlu sonuçlar karşısında takdir
görür. Bunun sonucunda; yeni kazandığı davranışlar
gelişir ve ancak o zaman hayallerine ulaşması mümkün
olur. Aksi takdirde kişinin yeteneğinin olmadığı alanda
gösterdiği azim boşa gider. Geriye de hayal kırıklığı,
suçluluk ve değersizlik duyguları kalır.
Bu nedenle kişinin hayallerini değil, gerçeklerini fark
ederek onların peşinden gitmesi sadece başarının değil,
mutlu ve uyumlu ve doyumlu bir yaşamın kapısın açar.
Prof. Dr. Acar Baltaş