 |
ENERJİSİ YÜKSEK BİR KURUM
NASIL GÖZÜKÜR?
İnsanlar iş hayatına başladıklarında veya kendileri için
bir gelişim imkanı gördüklerinde bir kurumda çalışmak
için istek duyar ve o kuruma başvururlar. Bunda kurumun
itibarı, çalışana sunduğu imkânlar ve kişinin o sıradaki
ihtiyaçları belirleyici olur. Ancak bir kere işe
başladıktan sonra bir çalışanın memnuniyetini ve
potansiyelini performansa yansıtma düzeyini belirleyen,
yöneticisi ile kurduğu ilişkinin kalitesidir. Kısaca
ifade etmek gerekirse, insanlar bir kurumda işe başlar
ancak çalışmayı sürdürme nedeni yöneticisidir ve
ayrılırken de yöneticisinden ayrılır.
Bir çalışanın daha iyi çalışmak için istek duymasını;
ücret, yan imkanlar, işyerinin fiziki koşulları ve
sunduğu diğer avantajlar artırabilir. Ancak bütün bunlar
o kuruma kabul edilip, belirli bir süre geçinceye kadar
kişiyi mutlu eder. Daha sonra belirleyici olan kurum
iklimidir ve bu liderin özellikleriyle kuruma yansır.
Çalışanın potansiyelini performansa yansıtması,
kendisini nasıl hissettiği ile ilgilidir. Bir çalışan
kendisinden ne beklendiğini bilirse, işini yapmak için
gereken donanıma sahipse, güçlü yönünü yansıtabildiği
bir iş yapıyorsa, takdir ediliyorsa, kendisine değer
verildiğini hissediyorsa, görüşlerine değer veriliyorsa,
kendi değerleri ile kurumun değerleri örtüşüyorsa,
çevresindekiler kalite ve düzene özen gösteriyorsa,
bulunduğu ortamda yakın bir arkadaşa sahipse ve yeni
şeyler öğrendiğine inanıp, kendisini geliştirebiliyorsa
kendisini iyi hisseder ve potansiyelini performansa
çevirir.
Nitelikli çalışanları çekmek için sadece yüksek maaş,
prim veya imkanlar gibi maddi avantajlara başvurmak
yeterli değildir. Bunlar kısa bir süre sonra hijyenik
nitelik kazanır. Ancak yukarıda sıraladığımız koşulların
gerçekleşmesi olumlu kurum iklimini yaratır.
ÇALIŞAN BAĞLILIĞI VE ADANMIŞLIĞI
Yukarıda sıralanan özelliklere bakılırsa, bunlar için
kurumun doğrudan bir maddi kaynak ayırmasına gerek
olmadığı görülür. Ancak bu koşulların gerçekleşmesi
sadece para harcayarak yapılacak bir iş değildir. Bunun
için kurumdaki yönetim felsefesinin değişmesi gerekir.
Böyle bir felsefe değişikliği en baştaki iş lideri veya
patrondan başlayarak kuruma yayılır. Çünkü her kurumda
üstün başarılı(sürükleyen), ortalama ile idare eden
(yatan mutlu) ve ortalamanın altında (sorun olanlar)
vardır. Sürükleyici nitelikteki bir çalışan, bu
koşulları bulduğu yerde çalışır. Aksi takdirde de, iyi
maddi imkanları bir başka yerde de bulabileceği için
ayrılır. Bu durumda da iyi maddi imkanlar, yatan
mutlular ve sorun çıkarıcıların kuruma çivilemesine yol
açar ve kurumda performans standardının en iyimser
diliyle, “ortalama” olarak yerleşmesi sonucunu doğurur.
Çalışanların, işlerine yürekten adandıkları, sorumluluk
alarak enerjilerini en üst düzeyde işe yansıttıkları bir
iş ortamı her yöneticinin hayalidir. Bu hayalin
gerçekleşmesi, sanıldığının aksine, öncelik çalışanları
eğitimden geçmez. Bunun için ilk adım yönetim anlayışını
değiştirmesidir. İyi bir yönetici bireylere, tarzlara,
hedeflere, çalışanların ihtiyaçları ve motivasyonları
arasındaki farklara bakar.
Bu yönetim anlayışının temelinde şu adımlar vardır:
1. Çalışanın güçlü yönünü fark etmek ve bu
özelliğinden yararlanmak
2. Beklenen amaçları açıkça tanımlamak ve
anlaşıldığından emin olmak
3. Bu sonuçların ölçülebilir ve sayılabilir
kriterlerini belirlemek ve bunu tanımlamak
4. Bu sonuçlara ulaşmak için ve kurumun ve işin
ruhuna aykırı düşmeyecek şekilde kendi yolunu bulup
kullanmasına imkan vermek
5. Çalışanı izleyin ve geribildirim vermek
Çalışanları olgunlaştıracak bu yaklaşımın temelinde
yatan en önemli felsefe, iz bırakan iş liderinin
insanlara genelleyerek değil, özelleştirerek ve
bireyselleştirerek yaklaşması ve yönetmesidir. Bu durum
yöneticiye geçen yüzyılın “hizmet bekleyen”
yöneticilerden farklı bir sorumluluk yükler. Çünkü
genellemek kolaydır. Oysa bireyselleştirmek ve
özelleştirmek adanma ve yaratıcılık gerektirir. Ancak bu
şekilde “hizmet bekleyen” değil “hizmet eden” çağdaş
yönetici olmak mümkündür.
Prof. Dr. Acar Baltaş
|